Otorite

Otorite, Fransız kökenli bir sözcük olup, bir şeyi yaptırma gücüne sahip olma, kendini kabul ettirme anlamını taşır. Lider kişilerin başarılarındaki önemli özelliklerindendir. Sporda da başarı için mutlak gerekli bir olgudur. Ne kadar yetenekli, yıldız ve flaş isimlerden oluşan bir takım olursanız olun, eğer başınızda sizi kurallarla yönetecek yönetim veya teknik direktör yoksa asla başarılı olamazsınız. Çünkü başıboşluk, gevşemeyi, oluşan lakayıtlık da saha ve saha dışında hata yapma şansınızı artırır.

Milli Takım’da Neler Oluyor?

Yaşları 35’in üstünde olanlar hatırlarlar. 80’li yılların sonunda, 90’ların başında Milli maç oldu mu herkeste bir heyecan başlar, genellikle o dönem maçların oynandığı Ankara 19 Mayıs, İzmir Atatürk, Ali Sami Yen ve İnönü stadyumlarında tribünler hınca hınç şekilde gerçekten milli duygularla oraya giden (sponsor ve bedava biletlerle değil) taraftarlardan oluşurdu. Doğu Almanya, Sovyetler Birliği, İngiltere maçlarını ne de heyecanlı izlerdik televizyona kilitlenmiş olarak. Tabi ki maça girmek için saatlerce kuyruk da cabası. Şimdi tepkiler duyulmasın diye, maçlar bile ya Konya’da, Antalya’da. O günlerden bugünlere geldik işte. Niye? Çünkü milli takıma siyaset karıştı!

Para, Futbolun Ruhunu da Öldürdü

O zamanlar, primin sadece şampiyonluk ve derbi maçlarında, soyunma odalarında başkanların cebinden çıkan ikramiyeler olduğunu bilen futbolcular, sadece milli duygularla maçını oynar, görevini yapardı. Peki ne oldu da, neredeyse Milli Takımda bile maç başı isteyecek futbolculara kadar geldik? Nedeni ise yönetilemeyen futbolcu aklıdır. 18 yaşına kadar eski adıyla PAF ve A2, yeni adıyla da U21 takımı antrenmanına minibüs, halk otobüsü ya da metrobüsle giden futbolcu, A takıma çıktığında birden garanti 500 bin lira, maç başına da 15 bin lira alıp, ilk parasıyla da gidip 150 bin liralık araba alırsa, 5 yıl sonra psikolojik olarak ne hallere geleceğini ben size söyleyim : Eğitim ve kültür altyapısı olmadığı için sonradan görme olgusuyla, paranın vereceği aşırı özgüvenle yaşayacağı güç zehirlenmesi. Bu tedavisi zor bir rahatsızlıktır. İşte bunun için takımlarda sportif direktör yani asıl adıyla ABİ ile beraber çalışacak bir yaşam koçu ya da psikolog olmalıdır. O günlerden bugünlere geldik. Niye? Çünkü milli takıma futbolcuların karşılığı olmayan prim (para) karıştı!

O Formayı Giymek Bu Kadar Kolay Mı?

Yaşım genç. Ama 90’lı yılların futbolunu tüm yaşlılardan daha iyi hatırlarım. O zamanlar, Tınaz Tırpan yönetiminde de, Fatih Terim’de de, Mustafa Denizli döneminde de, hatta 2000 – 2004 arası Şenol Güneş yönetiminde bile 4 büyüklerde de oynasa, A Milli olmak çok zordu. İlk başlarda sadece kulübede oturulur, bir daha seçildiğinde oyuna sonradan girebilir, en az 10 kez milli olduğunda ancak direkt olarak oynayabilirdi. Çünkü takım iskeleti denilen bir olay vardı. O gencin de böylece şımarması otomatikten engellenmiş olurdu. Şimdilerde ise özellikle yurtdışında 3 kez A takımda oynamış olsun, Türkiye’de de sırf genç diye ya da 1 maç iyi oynadı mı, Ay Yıldızlı formaya layık görülen oyuncular var. O günlerden bugünlere geldik. Niye? Çünkü Milli takıma popülarite karıştı!

TFF Kimseyi Yönetemiyor

Artık prim kavgalarının olduğu, belli başlı futbolcuların istediği gibi davrandığı, siyasi söylemlerde yer alan futbolcuların ön plana çıktığı, yurtdışında adını bile söyleyemediğimiz takımlardan genç diye oyuncuların çağrıldığı, kendi takımında 11 olmayan ama basında adı geçiyor diye kampa davet alan oyunculardan kurulu bir milli takımımız var. Gelirlerini son 5 buçuk yılda 240 milyondan 480 milyona çıkaran (sponsorlar bağışlarıyla) yani 2 kat artıran TFF’nin, buna rağmen sportif başarı olmadığı gibi en azından bizim gördüğümüz, A Milli takımda idari başarısı da YOK! Demek ki, bu parayı futbolcu eğitimine, futbolcuyu seçen kişinin eğitimine ve onları idare edecek kişinin eğitimine harcamamışlar.

‘Zamanı Gelince’ Masalı

Prim kavgası çıkıyor, kıyamet kopuyor, 3 ay boyunca kimseden bir açıklama yok. Başkan yok, Fatih Terim yok, basın sözcüsü Mete Düren yok. Fatih Hoca artık klasikleşen “zamanı gelince her şeyi konuşacağım” diyor. Bundan sonra bir kıymeti kalmadı zaten. Arda Turan, Milli Takım skandalları yarışmasında zirve yapıyor, Fatih Terim 3 gün sonra o da mecbur Kosova maçı öncesi olduğu için konuşuyor. Yani Makedonya maçı son maç olsa konuşmayacak. Onda da Kosova maçından sonra diyor. Ne maçmış! Sanki Brezilya ile final maçı var da etkilenmesinler diye! 9 kişiyle çıksak yeneceğimiz Kosova maçı öncesinde bile konuşmaya cesaret edemiyor Fatih Hoca. Niye? Çünkü Milli takımda artık Otorite yok!

2018 Dünya Kupası Zaten Kaçıyor Ama Burak Tarihe Geçti

İnanın 4-1’lik Kosova galibiyeti, benim olduğum gibi birçok gerçek futbolsever için bir şey ifade etmiyor. Zaten garanti olması gereken 3 puanlardan biri. Bu maçlar için hazırlık karşılaşmasına bile gerek yok. Kalan 4 maçımızın 3’ünü üstümüzdeki rakiplerle oynayacağız. Rakiplerin de birer Kosova maçı olduğunu düşünürsek 2.’lik bile mucize. Bu maçın tek kayda değer istatistiği ise Burak Yılmaz’ın A Milli forma ile gol sayısını 23 yapıp 51 gollü Hakan Şükür’den sonra en golcü 2.isim olması. Aktif futbol hayatını devam ettirenler arasında kendisine en yakın olan Arda’nın da milli takım kariyerine son vermesiyle şu an itibariyle çift hanelere ulaşan aktif milli bir futbolcu yok. Bu da çok uzun yıllar Burak’ın en golcü 2.isim olarak tarihe not düşeceğini gösteriyor.

Otorite Bitince Kaos Başlar

Fatih Terim’in tartışmasız otorite olduğu yıllar, zirveye çıkıp kaldığı 1993 – 2002 yıllarını kapsar. 1993’te başında olduğu Ümit Millilerin Akdeniz Oyunlarındaki şampiyonluğundan başlayan bu süreç, A Milli takımla 1996 Avrupa Şampiyonasına gidiş, 1996-2000 arası Türkiye şampiyonlukları ambargosu ve UEFA zaferi, sonrasında da Fiorentina ve Milan’ı çalıştırmasına kadar uzanmıştı. O Fatih Terim ki; 2000 yılında Floransa’da kurmaylarına “Bana gidin Avrupa’nın en iyi hocasını getirin” diyen Fiorentina başkanı Cecchi Gori’ye, sırf işine karışıyor diye tabiri caizse posta koyup istifa eden adamdı. 3 gün sonra da Galliani, Milan için Terim’e teklifini yapmıştı bile.

Zirveye çıkarken hırs ve ciddiyet disiplini, disiplin otoriteyi getirmişti. Tabi ki tek başına değil. Milli takımda Şenes Erzik ve Ayhan Bermek idaresiyle, Galatasaray’da Faruk Süren ve Ali Dürüst yönetimiyle otorite kurulup başarı sağlandı. Şimdiki başıboşluğun nedeni, sosyal gelişimlerini tamamlamadan milli takıma seçilen ve paraya boğularak gelen şöhretin sarhoşluğunu üstlerinden atamamış gençlerin, teknik direktör ve başkanla neredeyse arkadaş olabilecek düzeyde ilişki kurmalarıdır. Bunların arasında görev alacak bir idareci, bir lider yönetici Milli takımda uzun süredir yoktur. Kağıt üstünde yazması bir şey ifade etmez.

İşte biz, kazanma hırsıyla 20 Nisan 2000'de UEFA Yarı Final maçında milyonların gözü önünde Leeds United rövanşında, Ellan Road’ta rakip Harry Kewell ile kavga edip kırmızı kart gördü diye kızdığı Emre’ye (Belözoğlu) tokat atan ve iterek soyunma odasına gönderen, o korkuyu ve otoriteyi tüm futbolculara değil, Tüm Türkiye’ye hissettiren Fatih Terim’i istiyoruz. Uçakta 11 sıra arkada küfürlü, yumruklu kavga olurken arkasına bile bakamayan Fatih Terim’i değil…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.